Posts Tagged “güzel şiirler”

[Resim: 58643301sm2.gif]Nefretim Sevgiye Değil Sadece YaLanci Sevgiliye!!!

Tatlı Bir Rüyanın içinde Nefreti Tanıdığım, Tatdığım ve Yaşadığım Bir yalansın!!!

Gerçekleri Gördükçe Senden Nefret Ediyorum, Yalanlar içinde Bir hayatı Seninle Yaşıyorum!

Kim Derdi ki Nefretim Senin Olucak Ayrılıklar Beni Bulucak? Şimdi Ayrılıklar içinde Yapayalnızım Sen ise Nefretimin içinde yalancı bir baharsın

Uzakları hayat Ettim Seninle, Mutluluklar Kurdum ikimizin üstüne, Ya Sevecektim Seni Mertce Yada Nefret Edicektim Sevginden Erkekce ve nefret yendi sevgimizi kalleşce

Vurdum Duymaz Değilim Sadece Nefretimin Esiriyim, Buda Senin Eserin!!!

Keşke Ayrılıklar Olmasaydı Hayatta ve keşke Sevilende Sevseydi Seven Kadar Bu Yaşadıkca, Malesef Sevilen Nefreti Hakl Ediyor Seveni Anlamadıkca

Aldığım Nefes Bile Dağılırken Gökyüzüne ‘ Nefret ’ Yazıyor Gözümün gördüğü her yere

Bugün Bir Başka Bakıyorum hayata Yüreğim bitik kalbim Ezik, Aklımda ihanetin Karşımda ise Sadece Nefretim Var Sadece Bu Sözlerim Sanadır Yâr!!!

Nefreti içinde Eriten Bütün yanlışlıkları Elekten Geçirebilen Kişidir

Nefret olmadıkça Sevginin Değeri Anlaşılmaz

içimizdeki nefreti Biz Değil, Karşımızdakinin Yapacağı Hal Ve hareketler Ayarlar

Her Nefretin içinde Mutlaka Bir Mazii Vardır ve her Nefreti Uyandıran Mutlaka Bir Acının Eseridir

Gözlerimiz Bir Merhaba ile Değdi Birbirine, Ellerimiz Seviyorum Kelimesiyle Kenetlendi Sevgiyle ve şimdi kuru bir nefretle ağlıyorum eski günlerime

Oysa ki bir seven ve bir sevilendik bu hikayede ve şimdi nefretin içinde düşmanız iki cephede SEN ve BEN!!!

Sevgi Şiirleri Söylerken Dudaklarım Sana Şimdi Nefret Gözyaşlarına Mahkum Oldum Acırcasına, Hani beni Aldattığın Gün Varya, işte Nefretim Doğdu Güneş Gibi Karşına Elveda Sana Elveda Yaşananlara Nefretim Bitmeyecek yaşadıkca

Bir Yanım Sevgiyi Öğrendi Zamanla Diğer Yarım Nefreti Öğrendi Yaşadıkca!!!

Son Sözlerimi Nefretle Haykırıyorum Sana Lanet Olsun Sana ve yaşadığımız Her Anımıza, Son Bir isteğim var Bu Hayata Nefretim Seninle Olsun Yaşadığın her Mutluluk Bir gül Gibi Solsun, Benim Solduğum Gibi!!!

Dünya’ya Ağlayarak geldim Nefret Ederek Gidiyorum! Sayende Sevgiyi öğrendim Huzurla, Nefreti de öğrendim Ağlarcasına

Gidebildiğin Kadar Git Uzaklara Mutlu Olamazsın Sahte Ve Yalan Aşklarla istediğin Kadar Dar Bak Hayata Nefretimle Karşılaşacaksın Baktığın Mutlu Yalanlarda

imkansız bir aşk’mış bizimkisi sadece Nefreti Öğrenmekmiş Aramızdaki Sevgi

Gecenin Buz Tutmuş Karanlığında bile bedenim üşümez oldu, Yapmış Olduğun Bu hata içimdeki Nefreti Doğurdu şimdi git istediğin yere kaç kaçmak istediğin yere anılarım ve nefretim bırakmaz seni gittiğin yerde!!!

Hayata ve Sana 2 Çift Sözüm var ; 1) Lanet Olsun ve 2) Nefretim Mutluluğun Olsun…

Comments Yorum yok »

aşk resimleri

Hiç beklemediğim anda vurdun beni
O yalan dolu bakışlarınla
Gözlerime bak dediğimde
Neden diye sormuştun hani
Özledim seni demiştim ya
Gözlerine baktığımda
Kaçırdın hep gözlerini
İşte o zaman anlamıştım
Artık beni sevmediğini
Hiç beklemediğim anda vurdun beni.
YaraLadın
Suçu seni sevmek olan yüreğimi.
Dilin sussada
Gözlerinden belliydi gizlediklerin.
Artık ben değil
Sanki başkasıydı özlediklerin.
Olsun…
Ben seni kuruyan bir filizken
Tomurcuk veren bir gül dalına
Döndürdüm.
Sen beni;
Gözlerine bakarken

Comments Yorum yok »

Mutluluktan uzak hüzünLerLe büyüdüm ben. Acı çekmediğim bir gün biLe yoktu. AsLında çok zengindik. Ama ailemin tek mutluluğu konken partileri ve kumarhanelerdi.Anıları düşünerek dileniyordu Engin. Onu gören uzamış sakalının yırtık elbiselerinin içinde geçmişinde varlıklı olduğunu anlayamazdı.
Nilgün hergün parktan geçerek işine gittiğinde görürdü Engin’i. Para vermeden geçemezdi. Birgün merak edip ismini sormuştu yalnızca.Aslında yaşamını da merak ediyordu.Bir gün elbet sorarım diye düşünürdü hep.Nilgün mütevazi bir ailenin kızıydı. Mutsuz bir nişanlılık geçirmişti.İki gün oluyordu ayrılalı. Oysa hayallerinde evlenip mutlu olacaktı. Ama nerdee.. beklediği gibi geçmemişti nişanlılığı. Büyük sitres içindeydi. Aklını nedense Engin’e takmıştı. Bir bakımada iyi oluyordu. Düşüncelerinden uzaklaşıyordu en azından.
–Engin’e güzel kıyafetLer giydirsem yıkansa, traş olsa nasıl olur acaba.
Saçma bir düşünceydi belki, ama kafasına da koyduğunu yapan biriydi.Bir gece iş yerinde mesaiye kalmıştı. Saat geçti.Eve gitmesi için parktan geçmesi gerekiyordu. Kendi kendine
–Hertaraf aydınlık birşey olmaz diye telkin veriyordu.
Parkın sonuna geldiğinde bir bankta bir adamın yattığını gördü. Onun yanından geçmesi gerekiyordu. Bayağı ürktüğünü hissetti. Adamın yüzüne bakınca bankta yatanın Engin olduğunu anladı. Engin de gözünü açmış ona bakıyordu.
–Bu saatte ne işiniz var burada.
–İşim geç bitti. Evim de iki sokak ötede.. Parktan geçmem gerekiyordu.
Nilgün fırsat bu fırsat Engin’le konuşmam gerek diye düşündü.
–Yanınıza oturabilir miyim
–Ne demek buyrun.
Nilgün Engin’in yanına oturmuştu. Engin den gelen dayanılmaz koku onu rahatsız etmeye başlamıştı. Ama belli etmemeye çalıştı.
–Sizi çok merak ediyorum. Lütfen bana hayatınızı anlatır mısınız
–Gördüğün gibi pis bir dilenciyim. Neden merak ediyorsunuz.
–Konuşma şekliniz kültürlü birine benziyor. Ben de anlıyamıyorum. Kimseyi merak etmem aslında. Ne olur sıkılmazsanız anlatın.
–Geçmişi konuşmak hiç hoşuma gitmez. Ama sizi kırmak istemem.
–Sağol Engin çok teşekkürler.
–Ben tek çocuk olarak büyüdüm. AiLem şımarık olarak yetiştirdi beni. Dadıların elinde hizmetçilerle büyüdüm. Babam çok zengindi. Benimle ne annem ne de babam ilgilenirdi. Annem konken de babam da kumarhaneler de sabahlardı. Özel okullar da okudum. Yüksek öğrenimimi de Amerika da yaptım.
–Gerçek mi insanın inanası gelmiyor.
–Amerika dan döndüğümde ailem, zengin bir fabrikatörün kızıyla nişanladı beni. Önceleri istemedim.Ama sonraları deliler gibi sevdim. O da beni çok seviyordu. Düğün hazırlıklarına bile başlamıştık.
–Eee sonra.
Gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Merakla Engin’i izliyor anlattıklarına inanamıyordu.
Üniversite mezunu bir dilenci diye içinden düşünüyordu.
–Ben Amerikadayken babam herşeyini kumarda kaybetmiş. Onun için beni de zengin arkadaşının kızıyla evlendirmeye karar vermiş ve kimseye de durumunu belli etmemiş. Biz evlendikten sonra kayınpederden borç para istiyecekmiş. Ama herşey öyle çabuk gelişti ki bir anda ailecek sokakta kaldık. Haciz memurları herşeyimize el koydu. Tülay’la yani nişanlım birbirimizi çok seviyorduk. Babası durumumuzu öğrenince ayırdı bizi.
Ben ruhsal bunalım geçirdim. Bir sene hastanede psikolojik tedavi gördüm.
Yani akıl hastanesinde yattım. Ailem bu müddet zarfında beni aramadı. benim de aklım yerinde değildi. Sonradan öğrendim babam intihar etmiş, annem de acılara dayanamayıp kalp krizinden ölmüş.
–Çok üzüldüm Engin. Peki bukadar tahsil yaptın çıktıktan sonr işe girebilirdin.
–Girmez istemezmiyim. Akıl hastanesinden çıktım diye beni kimse işe almadı. Birgün Tülay’ı gördüm. Evlenmişti. O beni görmedi. Ondan sonra dünyaya boşverdim. Hangi tanıdığın yanına gittiysem beni misafir bile etmedi.
Ömrüm parklar da geçiyor. Birkaç kuruşla da karnımı doyuruyorum.
–Anladım zor durum. Geç oldu benim gitmem gerek teşekkürler herşey için. Görüşürüz Engin.
Nilgün hızlı adımlarla parktan çıktı kafası düşünceliydi.
–Bukadar tahsil yap. Şu hayata bak. Hiçbirşey anlamıyorum bu hayattan.
Anahtarla kapıyı açıp apartmana girdi.Üçüncü kata çıktı Daire kapısını da açıp evine girdi. Annesi yatmamıştı.
–Kızım nerde kaldın.
–Anne mesaiye kalacağım demiştim ya.
–Tamam da amma çalıştırıyorlar seni.
–Yemek hazırLıyayım mı sana.
–Yok yatacağım yemek yedim anne.
Aslında aklı Engindeydi. Ne yapabilir di onu hayata bağlamak için. yatağına yattı düşüncelere daldı. ÇaLıştığı yerin sahibi kuzeniydi. kendisi de şirketin muhasebe müdürüydü.
–önce Kuzenle bir konuşayım derken aniden uykuya daldı.
Sabah olmuştu. Öyle heyecanlıydı ki kalbi güm güm atıyordu.
–Kahvaltı et kızım.
–Hayır işim çok anne çıkıyorum.
Düşüncelerle yürüyordu. Havalar da soğumaya başlamıştı artık. Sonbahara girmeye kaç gün kalmıştı.
–Engin ne yapar bu soğukta bir an önce bir düzen kurmalıyım ona. Hayret o da yerinde yok. Nerede acaba
İş yerine gelmişti.
–Ahmet Bey geldimi?
–Geldi efendim odasında.
Alelacele hızlı adımlarla kuzeninin odasına doğru yürüdü. Kapıyı çalmadan içeri girdi. Ahmet şaşırmıştı.
–Hayrola Nilgün. Bu ne şiddet bu celal.
–Afedersin Ahmet kapıyı çalmadığımı biliyorum.Seninle acil konuşacaklarım var.
–Anlat bakalım dinliyorum.
–Bir arkadaşım var ismi Engin. Amerika da yüksek lisansını İşletme olarak yapmış. Elemana ihtiyacım yok biliyorum. Ama ben çok bunaldım. Bir yardımcıya ihtiyacım var. Ne dersin Engin’i yardımcım olarak alabilirmiyim
–Sen istersin de olmaz mı.
–Söyle hemen gelsin işe başlasın.
–Çok teşekkürler Ahmetciğim bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Sen den bugün izin istiyorum. Dışarda biraz işlerim var. Arabanı alabilir miyim
–Tamam alabilirsin. Yarın ikiniz sabahtan burada olun.
Nilgün sevinçliydi. Ama Engin’e bunu nasıl anlatacak ve onu nasıl değiştirecekti.
Arabayı parkın yanında müsahit bir yere parketti.
–Engin yerinde mi acaba.
Evet karşıda bir bankın üzerinde oturuyordu. Üzerinde incecik bir gömlekle
üşüdüğü belliydi. Nilgün’ün birden içi sızladı.
–Merhaba Engin.
–Siz ne yapıyorsunuz bu satte işte olmalıydınız.
–Hiç konuşmuyorsun ve benimle geliyorsun.
Engin’in sesi titriyordu.
–Nereye
–Soru sorma lütfen. Hadi benimle gel.
Engin çaresizdi. Yüzünde soru sorar bir ifadeyle Nilgün’ün yanında yürümeye başladı.
Nilgün arabanın kapısını açtı. Engin oturdu.
–Nereye Nilgün hanım.
–Soru sorma Engin. Bundan sonra olacaklara karışma lütfen.
Yinede Enginin onurlu hareketlerini pis kokan eski elbiselerinin içinde görebiliyordu.
Nilgün arabayı bir erkek giyim mağazasının önünde durdurdu. Bu halde Engini mağazanın kapısından bile sokmazlardı. Ona birşey demeden.
–Bir dakika sen bekle ben hemen geliyorum.
Çabucak arabadan indi hızlı adımlarla mağazaya girdi. Tezgahtar kız hemen Nilgünle ilgilendi.
–Buyrun hanfendi.
–Erkek kazağı, pantolon iç çamaşırı çorap kaç numara ayakkabı giyiyor acaba diye düşündü.
–Herhalde 42 fazla büyüğe benzemiyor.ayağı.
Biraz sonra elinde torbalarla arabaya bindi.
–Neler aldınız NiLgün hanım.
–Engin soru sorma lütfen.
Arabayı çalıştırmış gidiyorlardı. Bir hamamın önünde durdu.
–Engin yıkanmalısın eski elbiselerini çıkışta at ve bunları giy.
Engin gerçekten çaresiz bir durumda olduğunu biliyordu. Şaşkındı.
–Bu parayıda al çıkışta hamam işletenlerine verirsin. Ben şu yanda ki börekçi de bekliyeceğim.
–Peki nasıl isterseniz.
Bir saat olmuştu.Engin daha gelmemişti. Gözleri hamamın kapısındaydı..
Masada ki gazeteyi okumaya başladı. Birden yanında birinin durduğunu hissetti. Başını kaldırıp baktığında..
–Olamaz diye çığlık attı.
Karşısında çok yakışıklı bir erkek duruyordu.
–Bir de sakallarını kestirsek diye düşündü.
–Otur Engin bayağı değişmişsin.
–Neden benimle ilgileniyorsunuz
–Bilmem kendime hep sordum. Sebebini ben de bilmiyorum. Belki de okadar tahsil yapmışsın emeğinin boşa gitmesi beni üzüyor olabilir.
–hadi börek söyLiyeyim çayla banyonun üzerine iyi gider.
–Engin çok acıkmıştı börekleri ağzına tıkarcasına yiyiyordu.
–Özür dilerim çok acıkmışım dünden beri fazla birşey yemedim.
Çayını böreğini yemişti Engin.
–Kalkalım mı
–Şimdi nereye
–Bugün hep seninleyim.
Engin kaderine razı olmuştu. Rabbimin bir lutfu bu diye düşündü. Sesini çıkarmadan Nilgün’ü takip etti.
İki adım ötede berber vardı. Birlikte içeri girdiler. Berber şaşkındı.
–Buyrun efendim.
–Arkadaşımı çok güzel traş edecekiniz. saç sakal.
–Tamam efendim.
Nilgün bir koltuğa oturdu. Gözü Engindeydi.
Yarım saat sonra karşısında yakışıklı bir bey vardı. Enginin yeşil gözleri ortaya çıkmıştı. İçinden
–Nekadar yakışıklıymış diye düşünmeden duramadı Nilgün.
Berberde de işleri bitmişti.
–Şimdi nereye Nilgün hanım.
–Şimdi sana güzel kıyafetler alacağım.
–Bukadarını kabul edemem. Size verebilecek param yok benim. Ayrıca gece yine parkta yatacağım neden temiz kıyafetler alıyorsunuz
–Hayır artık parkta yatmayacaksın. Soru sorma lütfen. Akşam yemekte sana herşeyi anlatacağım.
Nilgün arabayı erkek giyim mağazasının önüne çekti. Arabadan indiler. Kapıdaki görevliler prens ve prenses gibi karşıladılar onları. İçerde de karşılama aynıydı.
Nilgün güzel bir takım elbiseyi ve gömleği eline aldı.
–Bunu lütfen giyermisin
Engin takımı aldı kabine girdi. Biraz sonra karşısındaydı. Göz kamaştırıyordu.
Çok şükür işleri bitmişti. Akşam da olmuştu. Biraz sonra güzel bir restaurana
giriyorlardı. Garson onları cam kenarında mumlar yanan bir masaya oturttu.
–Senelerdir böyle bir yere gelmemiştim.
Engin büyülenmişti sanki.
–Bir rüya mı bu. Nilgün hanım neler oluyor. Neden ben
–Yemek yerken konuşacağız. ne yemek istersin.
–Ben ızgara türü birşeyler istiyebiLirmiyim.
–Tabii. Bir de iyisinden kırmızı şarap garson bey.
Biraz sonra garson donatmıştı masayı. İçkilerini kadehlere dolduruyordu.
–Sıhhatine ve geleceğine Engin.
–Size nekadar teşekkür etsem azdır.
–Peki bundan sonra neler olacak söylermisiniz bana.
Nilgün Engin’e baktı. Nekadar yakışıklıydı.
–hayret bana neler oluyor diye düşündü.
Yoksa dilencilik yaptığından beri mi beğeniyordu Engin’i. Düşünceleri karışıktı.
Engin cevap bekliyordu.
–Önce hayatına bukadar karıştığım için senden özür dilerim. Ama yüksek öğrenim yapmış birinin gözümün önünde ölmesine izin veremezdim.
Kuzenimin bir şirketi var. Orada muhasebe müdürüyüm. Bana yardımcı olacak bir arkadaşa ihtiyacım var. Lütfen kabuL et.
–Nilgün hanım neden kabul etmiyeyim. Dilencilik hoş birşey değil. Görüyorsunuz sokaklardayım. Önümüz kış. Size nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum.
–Peki sizi bir otele yerleştireceğim şimdilik sonra ev için birşeyler düşünürüz. Yemekleri bitmişti.
–KaLkalım mı.
–Tabii.
Biraz sonra orta halli bir otele yerleştirmişti Engin’i.
–Senelerdir ilk defa bir yatakta uyuyacağım.bana yaptığınız iyiliği nasıl ödeyeceğimi bilemiyorum.
–Hiç önemi yok. İnşallah hakkettiğin kariyere ve mutluluğa kavuşursun.
Tek dileğim bu.
Nilgün eve gelmişti. Mutluydu. Annesi uyumamış yine beklemişti.
–Ben yatıyorum güzel annem.
–Yemek yemeyecekmisin?
–Yedim canım. İyi geceler sana.
Nilgün düşünüyordu. Yaptıklarına inanamıyordu. Çok mutluydu ve Engin’e aşık olmuştu. Dilenci Prens ve ben, yazsam roman olur. Uykuya dalmıştı bile.
Sabah 8.30 da otelin kapısındaydı. Engin bekliyordu. hemen arabanın önüne
oturdu.
–Neden içerde beklemedin hava soğuk.
–Sizin arabadan çıkmanızı istemedim.
–Kahvaltı ettin mi?
–Hayır.
Aslında parası yoktu kahvaltı etmeye.
–O zaman bir yerde kahvaltı edip öyle işe gidelim.
Engin’in dinlenmiş yüzü etrafa ışıklar saçıyordu. Bir kafe de kahvaltılarını yaptılar. Şirketin yolunu tuttular. Enginle birlikte Ahmet’in kapısını çalıyordu.
–Gelin
–Merhaba Ahmet biz geldik. Sana bahsettiğim arkadaşım Engin.
–Hoşgeldiniz Engin Bey memnun oldum tanıştığıma.
–Nilgün odana bir masa koydum. Sen artık şirket hakkında bilgi verirsin Engin beye. Bir de yapılacak işleri anlatırsın.
–Tamam sağol.
–Haydi Engin Gel.
Birlikte Nilgün’ün odasına gittiler.
–Harika dekarasyon güzel bir odaymış. Benim işimi anlatırsanız hemen başlamak isterim.
Nilgün yapacağı işleri tek tek anlattı. Engin gerçekten çalışkan biriydi. Nilgün’e ait işleri bile büyük zevkle yapıyordu.
Aylar geçti. Engin kendine ufak bir ev tutmuştu. Nilgün de yardımını esirgemeyip mobilya seçiminde yardım etmişti. Bir akşam işten çıkmalarına beş dakika kalmıştı.
–Nilgün hanım bu akşam sizi yemeğe davet ediyorum. Herhalde beni reddetmezsiniz umarım. Çünki size kendimi borçlu hissediyorum.
–Olur mu öyle şey ne borcu. Ben senin için mutluyum. Bu da bana yeter.
–Ben bir taksi çağırayım.
–Yok şirketin arabasını alırım ben.
Biraz sonra deniz kenarında lüks bir restauranta giriyorlardı. Garson güzel bir masaya oturttu onları.
–Ne yemek istersiniz Nilgün hanım.
–Bu sefer ben de sana bırakıyorum.
–Peki o zaman karışık et, masayı donat. Bir de şampanya garson bey
–Engin de beni beğeniyor gözlerinden belli.
–Nilgün’e evlenme teklif etsem ne der acaba. Bir de aramız bozulmasın. Yok oda ben den hoşlanıyor belli.
İkisinin düşüncesi de aynıydı. Birbirlerine söylemekten çekiniyorlardı.
Garson masayı donatmıştı şampanyayı patlatıp kadehlere doldurup gitti.
–Nilgün hanım.
–Bana ismimle hitap edebilirsin.
–Peki Nilgün.
–Sana çok şey borçluyum. Beni hayata döndürdün. benim kurtarıcımsın.
Ben lafları dolandırmayı sevmem. benimle evlenirmisin?
nilgün şampanyasını yudumlarken aniden gelen teklif karşısında tıkandığını hissetti. Hemen kendini toparladı.
–Ne dedin benimle evlenmek mi istiyorsun.
–Evet işim, kurulu düzenim üstelik annemin babamdan habersiz çocukluğumdan beri biriktirdiği para da elime geçti.
–Peki neden ben. Bana borçlu hissttiğin için mi.
–Hayır seni seviyorum ben.
–Sahi mi anlamadım
–Bunda ne va Nilgün Bir dilencinin aşık olmaya hakkı yok mu.
–Aslında biliyormusun ben sana o zamandan beri aşıktım.
–Yarın size geliyorum annen den seni istiyorum tamam mı.
–Nasıl istersen.
Nilgün çok mutluydu seviyor ve seviliyordu. Yaşadıklarına inanamıyordu. Bir rüya görmüştü sanki, ama gerçekti.
Kırk yıl düşünsem bir dilenciye aşık olacağımı düşünemezdim. Ama ben sana aşığım Engin

Comments Yorum yok »

GüLen nar bağı bahceyi de güldürür;
Erlerle sohbet seni de erlere katar.
Katı taş olsan mermer kesilsen bile bir gönül sahibine ulaştın mı inci oLursun.

Tanrı bize yardım etmek diLerse gönlümüze ağLayıp inLeme isteğini verir.
Ne mutlu gözdür o göz ki O’nun için ağlar
Ne kutlu gönüldür ki O’nun için yanar-kavrulur.
Her ağlamanın sonu güLmektir
Sonu gören kişi mutLu bir kuldur.
Nerde akarsu varsa orada yeşillik vardır
Nerde akan gözyası varsa oraya Rahmet geLir.

İnleyen dolap gibi gözlerinden yaşlar saç da can alanında yeşillikler bitsin. Ağlamak istiyorsan gözyaşı dökenlere aci
Acınmak isitiyorsan sen de acı aşıklara.

Gam gördün mü bağışlanma dile
Çünkü gam yaptıgı isi yaratıcısının buyruğuyla yapar.
Tanrı isterse gamın ta kendisi neşe olur
Ayak bağının ta kendisi hürlük kesilir.
Ey oğuL gözünü açarsan yumuşaklık Suyunun da Tanrı buyruğuyla varolduğunu görürsün, öfke ateşinin de.

Bu dünya zindandir
Biz de dünyadaki mahpuslarız
Del zindanı kurtar kendini.

Geminin içindeki su, gemiyi batırır;
gemi altındaki suysa gemiye arka olur.
Malı-mülkü gönlünden sürmüştü de
Bu Yüzden Süleyman ancak yoksul adını takınmıştı.
Ağzı kapalı testi uçsuz bucaksiz denizin üstünde
Hava dolu bir gönülle yüzer-gider.
İçte yoksulluk havası oldu mu,
İnsan dünya denizinin üstünde eğleşir.
Bu dünya tümden onun mülküdür de
Gönlünün gözünde hiçbir şey değildir maL-müLk.
İmanını yenile ama dille söyleyerek değil
Gizlice dileğini yenileyen kişi.
Dile uyuş yenilendikçe iman yenilenemez
Çünkü nefsin dileğine uyuş
O kapının kilididir ancak.

Her şeyin adı bize göre görünüsüne uygundur
Fakat Tanrı’ya göre içyüzüne uygundur.
Musa’ya göre sopasının adı sopadır
Fakat Tanrı katında o sopanın adı ejderhadır.
HasıLı sonumuz ne olacaksa
Tanrı katında gerçekten adımız odur bizim.

İnsanlarda gördüğün nice zulümler var ki bunlar,
Onlara vuran, huyundur senin.
İnananlar birbirinin aynasıdır;
Bu haberi Peygamber’den getirirler.

Sen dilersen ates tatlı su olur;
Dilemezsen su da ates kesilir.
Bizde ki su istek de senin icadin;
Zulümden kurtulmamız da senin lutfun.
Bu isteği biz istemeden vermişsin bize;
İhsan definesini herkese açmışsın.

Söz söylemek için önce duymak dinlemek gerek.
Sen de söze dinlemek yolundan gir.

Dilden ağızdan ansızın çıkan söz bil ki yaydan fırlamış bir oktur sanki.
Ay oğul o ok bir daha geri dönmez suyu baştan kesmek gerek.

A diL
Hem sonsuz bir haznesin sen;
Hem dermanı bulunmaz bir dertsin sen.

Yandım ben
Birisi kavını tutuşturmak isterse
Benden tutustursun da
Bu çerçöpü alevLesin gitsin.

Sel seLLiğini yapmaya
Gürleyip akmaya başladı mı
Başından kes seli
Yoksa her yanı rezil eder yıkar gider.
Fakat yıkılacakmış alem
Varsın yıkıLsın gam yemem ben
Yıkık yerin altında padişahın definesi bulunur.
Tanrı’ya batmış kişi
Daha da fazla batmak ister
Can denizinin dalgası gibi alt-üst olmayı diler.
Denizin dibi mi daha hoş gelir ona, üstü mü,
O’nun oku mu daha güzeldir kalkanı mı?
A gönül neş’eyi beladan ayırd edersen vesvese tarafından paralanmıs olursun.
Dileğine erişmekte şeker tadı bile olsa değil mi ki sevgili dilekten vazgeçmeni istiyor; vazgeç dilekten.
A dost aşıkların yaşayışı ölmektedir gönüL vermedikçe gönlü bulamazsın sen.

gözü görebilir mi gamlanman gülmen hayale gelebilir mi
Sen gamlanmaya güLmeye bağlanmış gönüle
Onu görmeye layık bir gönül deme.
Gama, gülüşe bağlı olan kişi bu iki eğreti şeyle diridir.
O sonu olmayan yemyeşil aşk bahçesinde gamdan neş’eden başka ne de çok meyveler var.
Aşıklık bu iki halden de üstündür;
Baharsız güzsüz yemyeşildir teru tazedir.

Padişahın kulağı gözü pencerededir
Erkek olsun kadın olsun kimin canı neye çalışıyor
Onu gözetleyip durur.

Dünyanın lütüflarda bulunması, yaltaklanması hoş bir lokmadır ama
Az ye o lokmayı
Çünkü ateşlerLe dolu bir lokmadır o.
Ateş gizlidir de tadı meydandadır
Fakat dumanı işin sonunda belirir.

Baharlardan taş yeşerir mi hiç
Sen de toprak oL da senden renk-renk güller bitsin.
Yıllardır gönüller tırmaLayan taş oldun
Denemek için bir zamancagız da toprak kesiL.

Bir mumdan yakılan mumu gören, gerçekten de asil mumu görmuştür.
Böylece o mumun ışığı, yüz muma nakledilse, o mumdan yüzlerce mum yakılsa, sonuncusunu gören bile asıL ilk mumu görmüş sayılır.
Işığı isitersen son mumdan al istersen can mumundan; hiçbir farkı yoktur.
İstersen son mumun ışığını gör istersen geçmişlerin mumunu gör.

A benim canım
Bu dünyanın direği gafLettir
Uyanıklık afettir şu dunyaya.
Uyanıklık o dünyadandır
Uyanıklık üst gelirse bu Dünya alçalir gider.
Uyanıklık güneştir ümitse buzdur sanki
Uyanıklık sudur bu dünya kir.
Bu dünyada ümit haset coşup köpürmesin diye o dünyadan bu aleme birazcık su sızar.
Fakat sızıntı o gizli dünyadan fazlaca geldi mi, ne hüner kalır bu alemde, ne ayıp kalır.
Bu dünya ile bu dünyanın yolu meydanda olsaydı bile gene pek az kişi bir soluk orada kalabilirdi ancak.

Tanrım,
Bu feryad edenin elinden feryad; kimsenin elinden değil
Bu medet isteyenin elinden medet.
Kimsecikten çare bulamam
Ancak bana benden yakın olandan çare bulurum.
Çünkü bu varLik soluktan soluğa ondan gelir
Varlığım bitince de ancak onu görürüm ben.
Hani birisi, sana altın saysa kendine bakmazsın hep onu gözetirsin ya, onun gibi işte.

Bu dirhem vermek cömerde layıktır;
Aşıkın cömertliğiyse can bağışlamaktır.
Tanrı uğruna ekmek verirsin ekmek verirler sana.
Tanrı uğruna can bağışlarsın can bağışlarlar sana.

Allah saklasın halktan bir ümidim yok
Kanaatten bir dünya var gönlümde.

Yoksulluktaki iki kat zenginliği gör.

Dinleyen hem susuz hem de arayıcı olursa
Ögüt veren ölü bile oLsa söyler.
Dinleyen yeni gelmiş usanmamış olursa
Dilsiz bile yüz dilli kesilir.

“İnsanlar için bezenmiştir” hükmünce Tanrı bezemiştir kadını
Tanrı’nın bezediğinden nasıl kaçılır
Tanrı kadın erkek onunla yatışsın erkeğe eş olsun diye yarattı
Adem nasıl olur da Havva’dan ayrılabilir
Kadın. Tanrı ışığıdır Sevgili değil
Kadın sanki yaratıcıdır Yaratılmış değil.

Aklın deveciye benzer sense devesin
Seni emrine rameder ister-istemez dilediği yere çeker götürür.

Tanrı, onu incitsinler de sınanmayı görsünler diye
Gizlice, canı bedenle birleştirmiştir.
İncitenin haberi yoktur ki bunu incitmek, Tanrı’yı incitmektir
Bu küpün suyu ırmak suyuyla birleşiktir.
Tanrı, birisinin bütün alemin dayanğı sığınacağı zat olmasını murad etmiştir de onun için bedenle ilgilenmiştir.

Sevgi, acıları tatlılaştırır;
Çünkü sevgilerin temeli, insanı doğru yola götürmektir.

Eren, zehir yese bal olur
İstekli yerse aklı fikri kararır.

Sevgi yalnız düşünce tamamiyLe mana olsaydı namazının orucunun şekilleri de yok olur-giderdi.
Dostların birbirlerine sundukları armağanlar bile dostluğu belirten seylerdir.
Bu armağanlar gizli olan görünmeyen sevgilere tanıklık etsin diye sunulur.

Peygamber
Tanrı buyurdu ki dedi “Ben ne yücelere sığarım, ne asağılara
A üstun er şunu bil ki ben, ne yeryüzüne sığarım, ne gökyüzüne ne de Arş’a.
Şaşılacak sey şu ki inanan kişinin gönlüne sığarım ancak
Beni arıyorsan gönüllerde ara.

Gönlündekini gizleme de gönlümdekiler meydana çıksın;
Gücüm neye yeterse buyur hemen yapayım.

Ses diyordu ki Cömertlik, yoksulları zayıfları aramakta; güzellerin cilalı tozsuz-passız ayna aramaları gibi hani.
Güzellerin yüzleri aynayla bezenir; ihsanın yüzü de yoksulla belirir.
Bunun içindir ki Tanrı “Vedduha” suresinde “Ey Muhammed” buyurdu “Yoksula pek bağırma”.

Usta hangi hünerle tanınırsa kalfaların, çırakların canları da o hünerle övünür.

Bütün bu bilgilerin içinde ölüm günü yol azığı olacak bilgi yokluk bilgisidir.

Dünyada zamanın allamesi ol istersen.
İste şimdicek şu dünyanın yokluğunu gör zamanın geçip gittiğini seyret heLe.

OğuL bütün dünyayı testi bil
Hem de ağzına dek bilgiyle güzellikle dopdolu bir testi.

Acıkınca köpek oluyorsun; kızgın, geçimsiz kötü damarlı kesiliyorsun.
Fakat doyunca da bir leş kesiliyorsun duvar gibi hiç birşeyden haberi olmayan, ayağı bulunmayan biri lup gidiyorsun.
Bir soluk leş oluyorsun, bir soluk köpek.
Arslanların yolunda nasıl yelip yortacaksın

Eğer tamamıyla zorluklara daldınsa daralıp kaldınsa sabret
Sabır genişliğin anahtarıdır.

PerhizLer gercekten de ilacın temelidir; perhiz et de canındaki gücü kuvveti seyret.

Comments Yorum yok »

Medineli Sabit bin Kays sahabenin ileri gelenlerindendi. Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem e hizmetten asla geri kalmaz sözünden ise bir an olsun dışarı çıkmazdı. Efendimiz de onu çok severdi. Hatta bir küçük hatası yüzünden aşırı üzüntüye kapılan Sabit’i teselli ederek Sabit cennetliklerdendir. buyurmuştu.
İşte bu Sabit’in aile içi bir sıkıntısı vardı. Hanımı Cemile Sabit’e bir türlü ısınamamış, onu sevememiş içindeki ilgisizliği yenip de bir gün olsun sevgiyle muhatap olamamıştı

Cemile bir kadın olarak iç dünyasındaki bu fırtınayı kime anlatabilirdi Kendisini kim dinlerdi? İslam’da kadın dinlenir miydi Önceki devirde kadının söz hakkı yoktu çünkü

Cemile tereddütler içerisinde doğruca Efendimiz sallallaha aleyhi ve sellem Hazretleri’nin huzuruna girdi olanca cesaretini toplayarak kimselere açamadığı iç dünyasını Efendimiz’e açtı.

– Ya Resulallah dedi beyimin İslamî yaşayışına diyeceğim yoktur. Ahlakından da şikayetçi değilim. Lakin ben onu bir türlü sevemedim. Bu halimle ona isyan etmekten isteklerine ters bir karşılık verip kötü bir sonuca düşmekten korkuyorum. Söyleseniz de beni boşasa. O kendisini sevmeyen bir hanımı zorla nikanı altında tutan adam durumuna girmese ben de dinime zarar verecek bir itaatsizliğe doğru kaymasam!.

Efendimiz, iç dünyasını bu nitelikte anlatan Cemile’yi tepkiyle değil ilgiyle dinledi. Bir hanımı sevemediği erkekle bir arada kalmaya mecbur etmeyi zaten münasip de bulmuyordu. Ancak beyi ne diyecekti Boşamak istemezse zorla boşayacaksın da denemezdi. Bir de onu dinlemek gerekirdi. Nitekim öyle de yaptı. Cemile’nin duygularını düşüncelerini aynen Sabit’e aktararak onu da dinledi.

Anlaşılan Sabit Cemile’yi seviyordu. Ama Cemile’nin kendisini aynı sıcaklıkta sevmediğini, tek taraflı sevginin mutluluk getirmeyeceğini de biliyordu. Nasıl bir çare bulunabilirdi?

Düşünmeye başladı. Gözlerini diktiği sabit noktadan başını kaldırıp dedi ki

– Ya Resulallah Cemile’ye nikahta en değerli bahçemi mehir olarak verdim Bunca değerli serveti verdiğim kadını bir anda nasıl boşayabilirim Üstelik benim öyle başka bir bahçem de yoktur!

Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem Sabit’in yaklaşımını öğrenmiş oldu Cemile’ye bu defa sorusunu şöyle sordu

– Sabit seni boşayacak olsa nikah sırasında aldığın değerli mehri iade eder misin Böylece sen mehrini verip nikah bağından kurtulmuş olursun Sabit de nikah hakkından vaz geçip bahçesini geri almış olur. İki taraf da bir şey verirken bir şeyleri almış sayılarak karşılıklı mağduriyetlerinizi gidermiş sayılırsınız. Teselli tarafınız bu olur.

Cemile buna hemen razı oldu. Kocasının nikah sırasında kendisine mehir olarak verdiği bahçeyi “Memnuniyetle iade ediyorum. dedi. Sabit de ÖyLe ise ben de nikahını aynı MemnuniyetLe ona iade ediyor, bu andan itibaren boşamış bulunuyorum, özgürdür. dedi. Taraflar böylece bir şey verirken bir şey de aldıklarından helalleşerek ayrılmış oldular.

Bu oLay üzerine Bakara Suresi’nin 229. ayeti nazil oldu. Ayet-i kerime anlaşmayı iptal etmiyor hatta ortak aiLe hayatını sürdürme sevgisi yok olunca hanımın aldığı mehri verip de nikahını ortadan kaldırmasını meşru görüyor ancak erkeğin fırsatçılık edip de kadından veremeyeceği miktarda mal istememesini de tavsiye ediyordu.

Bu hadise üzerine fıkıhta hüküm şöyle tespit edildi

– Kadın ayrılmak istediği beyine bir şeyler vererek kendini boşatabilir! Yeter ki beyi fırsatçılık edip de kadından veremeyeceği miktarda haksız mal isteğinde bulunmasın..

Comments Yorum yok »

Tut Elimi ANNEMTut elimi annem
Ah annem canım annem.
Gül bahçesi istemem
Yüreğini açtın ya
Yeter bana.Güllük gülistanlık benim için hayat…
Ama annem düşündün mü hiç
Ya yorgun düşerse bu yürek.
Bakmaya bile kıyamadığım
Kokusuna dayamadığım güller
Solarsa bir hazan sabahı ansızın.
Nasıl bakarım anne gökyüzüne
Dökülürken gözyaşların gökten.
Ve nasıl dayanırım bu acıya
Dökülen her yaprak yüreğimi yaralarken.
Nasıl bakarım o viran bahçeye
Bir kıvılcımda yanar yüreğim.
Ama hiç bir yangın
Senin kadar sıcak değil be annem…
Nasıl da üşürüm sensiz
Gözümden akan her damlada ne fırtınalar eser
Ne firari hayallere dalar bu yaşlı gözler
Ve akan her damla
Haykırır başıboş yalnızlığıma.
Hazan yelleri eserken annem
Bu körpe yüreğimde
Güneş açar mı hiç
Mis gibi kokan bu menekşe
Bülbüller şakır mı kahkaha ata ata
Bahçedeki gülümüz
Sümbül gibi büker mi boynunu yoksa
Duyabilir miyim kanat çırpışını Turnaların
Unutur musun beni annem
Tembihler misin büyüklerin gittiği her yere gidilmez diye
Bilirim korkarsın gelirim peşinden diye.

Comments Yorum yok »

Mevlana• Hayatı • Şiirler
Mevlana Celaleddin Rumi
Seni bildim bileli
ey balçık dünya
başıma nice belâlar geldi
nice mihnet nice dert.
Seni sırf belâdan ibaret gördüm
seni sırf mihnetten dertten ibaret.

İsa’nın yurdu değilsin sen
yayıldığı yersin eşeklerin.
Nerden tanıdım seni bilmem ki
nerden parçası oldum bu yerin

Bana vermedin bir yudum tatlı su
sofranı yaydın yayalı.
Elimi ayağımı bağladın gitti
elimin ayağımın farkına varalı.

Bırak da bir ağaç gibi
yerin altindan çıkarıp ellerimi
sevgilinin havasıyla sarmaşdolaş olayım
uzayıp gideyim bâri.

Ey çiçek dedim çiçeğe
dedim bu küçük yaşta sen
neden ihtiyar oldun bu kadar
dedim nasıl oldu bu böyle?

Çocukluktan kurtuldum dedi çiçek
sabah rüzgârını tanıyalı
hep yukarlara doğru çıkar
yukarlardan gelmiş bir ağaç dalı.

Şunu da söyledi çiçek:
Madem aslımı tanıdım
madem yersizlik âlemi aslım
artık bana tek bir şey düşecek:
Yücelip aslıma gitmek.

Sus yerter artık
var git yokluğa haydi
yoklukla yok ol.
Git yokluklardan tanı
yokluktan var olanı.

Comments Yorum yok »

Cöller nasıl hasret ise suya
Bende öyle hasretim sana
Öyle çok bağlanıp sevdim ama
Nafile birtanem haramsın bana…

Bu sevdanın sonunu bilerek yandım
Siteme hakkım yok kızamam sana
Boyun büküp payıma düşeni aldım
Kahretmiyorum hiç mutluluklar sana

Düşündede olsa kucakla beni
Anıların arasına koy yaşadığımız günleri
Sakın unutma bu hasret dolu gözleri
Aldırma zaman siler kirpiklerimdeki nemi.

İki damla gözyaşı karışacak umuduma
Bugünü yok ettiler küskünüm yarınıma
Hazan gelecek bir vakit baharıma
Dedimya birtanem haramsın bana..

Comments Yorum yok »

♥ BOYLE YUREKLI OLMAM GEREKLI OLUMUNE SEVMEM GEREKLI BIR CANIM VAR BIN DAHA OLSA HEPSINI SANA VERMEM GEREKLI COK OZLERSIN DIYORLAR COK BEKLERSIN DIYORLAR SEN BU ASKIN SONUNDA OLECEKSIN DIYORLAR

♥ BENI KIZDIRIYORLAR KAFAMI BOZUYORLAR AH MI CEKEYIM VAH MI CEKEYIM YOKSA BU CANIMDAN VAZ MI GECEYIM SEN BENIM CANIM EN GUZEL YANIM FEDADIR SANA AKSA DA KANIM…

♥ GEL NE OLURSUN GEL HASRETIM HER YERDE BEKLETME BU SEFER ASK, YUREGIMDE ASK OZLEMIN HER YERDE OZLETME BU SEFER KAR GIBI DUSTUN USTUME GUNES ERITIR SANDIM OYSA BEN AY DAN GECE DIYE KORKARDIM BANA GUNESIM DERDIN YETINEMEDIM!…

♥ SORMASAYDIN SOYLEMEZDIM AMA SOYLEMEM GEREK BAZEN BIR SANIYE BINLERCE YIL DEMEK ZORLAMA HIC BOSUNA ICINDEN GELMELI SEVMEK BENDE BIR YUREK VAR KI COCUK VAR OLMAM GEREK OLMADI YA SU TESTISINE DOLMADI YAR BEN BELKI BASKAYDIM SEN BASKA BIR ASKTAYDIN…

♥ BILMEDIN YAR YAGMUR GIBI INMEDIN YAR SEN BELKI BASKAYDIN BASKA BIR ASKA INANMADIN KANATLANIP UCSAN O KUSU DA TUTSAN KAFESINI ACSAN DA BENI ALDATTIN BANA GOZUN GIBI BAKSAN EL USTUNDE TUTSAN BANA DOST BILE OLSAN DA BENI ALDATTIN BENI ALDATTIN.

♥ YASAMAK YILDIZLARDA SENINLE OLMAK ISTIYORUM SEVISMEK HUNER DEGIL YANINDA KALMAK ISTIYORUM YASAMAK HUNER DEGIL SENINLE OLMEK ISTIYORUM BEN BU YERDE OLSEMDE AY YUZLUM YINE ELDE MUHTAC OLAYIM NAMERDE OLUNCE SEVEMEZSEM SENI…

♥ YUREGIMIN KIYISINA VURDUN MINICIK BIR DARBE SUSMALIYDIM TUTAMADIM KENDIMI BIR CANIM VAR FEDA ETSEM SEVDAMI BILEMEZSIN BIR ACIM VAR ANLATSAM ONUNU GOREMEZSIN HERKES UNUTTU BIZI BENDE UNUTTUM HERSEYI BARI BARI SEN UNUTMA BENI.

♥ HERSEY BOS BIR RUYA MIYDI YOKSA HEPSI BIR YALAN MIYDI SEN GITTIN HERKES GIBI SEVMEDIN BENIM GIBI DEMEK KI TAM DA ASKA INANMISTIM UYKULARDAN UYANMISTIM SEN CELDIN BENIM AKLIMI BOYLE KAYBOLMAK VARMIYDI VAR MIYDI BOYLE KACMAK NERDESIN.

♥ DUN YINE DUSUMDUM ESKI GUNLERI NASIL DEGISTI HERSEY BIZDE DEGISTIK BILMEDEN SUCUMUZ YOK ANLADIM NE ASK, NE HASRET, HIC BIR SEY SONSUZ DEGIL SONSUZ DEGIL NE YAZIK HER SEVDA ZAMAN GECTIKCE ESKIYOR…

♥ SEN SEVDIGIMDIN, BEBEGIMDIN NEDEN AYRILIK SEN TUTAMADIGIM CICEGIMDIN BIR TANEM NEDEN NEDEN AYRILDIK.

♥ SIGARAM SENSIZ BITMIYOR AH ASKIM ICIN YANIYOR SOGUDU ODAM YALNIZIM YINE YAPAMAM BEN SENSIZ DUR DINLE.

♥ YALNIZLIKLARDAN YORULDUM USANDIM SENSIZ GECELERDEN SIKILDIM BUNALDIM SINSIKI SARAN ATESI GOZLEDIM O SIMSICAK BAKAN GOZLERI OZLEDIM…

♥ TUTUSUR ANILAR UYKUSUZLUGUNDA YETISIR SEVDALAR UMUTSUZLUGUNDA BIN KORKU SARAR SENIN YOKLUGUNDA YANGINLAR CIKAR SUSUZLUGUMDA.

♥ ASKiNA YURUYEN SESIMI DUYUYORSUN GITTIKCE BUYUYEN DERT OLUYORSUN SANA SOYLUYORUM FARKINDAMISIN AMA SENI SEVIYORUM AH BILIYORSUN…

♥ KOYVER DERDIN SILINSIN YOLVER OFKEN YORULSUN SONRA KORKMA GOSTER GONLUN GORUNSUN HOSGOR RUHUN SEVINSIN GEL BU GUNUN HAKKINI VER YARINI YARIN DUSUNSUN …

Comments Yorum yok »







Hiç dikkat ettin mi bu güne dek bilmiyorum…
Bazen havanın karardığını anlamak için lambaları söndürmek gerekir…” Akşam üzeri başlayan bi tiyatroya koşarız alel acele…zaman zaman yağmur çiseler şemsiyelerimize…hava aydınlık gün bitmemiştir..usul usul mumları söndürürüz yaslandığımız koltukta…sonra oyun biter ve lambalar söner…dışarı çıktığımızda hava çoktan kararmış…gün usul bir sessizliğe gömülmüştür…işte o zamanlarda bi kez daha hatırlar insan…
“Bazen havanın karardığını anlamak için lambaları söndürmek gerekir…”

İşte ben bu gün anladım ki… Seninle geçirdiğimiz gün son bulmuş… Meğer dışarı da hava çoktan kararmış… Bunu anlamak için perdenin kapanması ışıkların sönmesi gerekiyormuş…

“Perdeyi kapatıp tüm gerçekleri gözlerinin önüne serdiğim için özür dilerim…”

Çok yorgunduk ikimizde… Ufukta kaybolan günün ağırlığı çökmüştü omuzlarımıza… İşte şimdi gün başladığı gibi son bulup ıssızlığına dönerken… Sen kendi dünyanın yolunu tutuyorsun… Ve ben kendi kaldırımlarımı adımlarken düşünüyorum…

Biz nereden nereye geldik?
Ne kaldı elimizde veda sahnelerinden başka?
Belki bi gün… O gün bu gün değil ama… Belki bi gün…

Gün yeniden ikimiz için doğar… Ve biz aynı salonda buluşuruz… Belki bu kez sahneye taşınırız… Yinede olur da seyirci olarak kalmak istersen tekrar… Lütfen sahneye yakın otur…

Şimşekler çaksa da… Yıldırımların düştüğü yeri görmüyorsun…

Ve ben bu kez lambalar söndüğünde… Gün bitip karanlığa gömüldüğünde… O kapıdan seninle çıkmak… Seninle aynı dünyanın yolunu tutmak istiyorum…

Şimdilik…
Hoşçakal bitanem…

Comments Yorum yok »